ANTALYA

GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 20.815 km²

Nüfus: 2.132.211 (2010)

İl Trafik No: 07

Antalya sahip olduğu arkeolojik ve doğal güzellikler sayesinde "Türk Rivierası" adını almıştır. Deniz, güneş, tarih ve doğanın sihirli bir uyum içinde bütünleştiği Antalya, Akdeniz'in en güzel ve temiz kıyılarına sahiptir. 630 km. uzunluğundaki Antalya kıyıları boyunca, antik kentler, antik limanlar, anıt mezarlar, dantel gibi koylar, kumsallar, yemyeşil ormanlar ve akarsular yer alır.

Palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası, geleneksel mimarisi ile şirin bir köşe oluşturan Kaleiçi ve modern mekanları ile Türkiye'nin en önemli Turizm Merkezi olan Antalya, Aspendos Opera ve Bale Festivali, Uluslararası Plaj Voleybolu, Triathlon, Golf Müsabakaları, Okçuluk, Tenis, Kayak yarışmaları vb. etkinliklere, 1995 yılında açılan Antalya Kültür Merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi birçok kültürel ve sanatsal etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.

İLÇELER:

Antalya ilinin ilçeleri; Murat paşa,Konya altı,Kepez,Akseki, Alanya, Elmalı, Finike, Gazipaşa, Gündoğmuş, İbradı, Kale, Kaş, Kemer, Korkuteli, Kumluca, Manavgat ve Serik'tir.

Akseki: Alanya'dan sonra Antalya ilinin en eski ilçesi olan Akseki Torosların yapısına uygun engebeli ve dağlık bir görünüme sahiptir.

Antalya ili ve çevresinde son yıllarda görülen turizm alanındaki gelişmelere paralel olarak, Akseki ilçesinde turizm faaliyetleri gelişmektedir. Avcıların ve turistlerin uğrak yeri olan Akseki, "KARDELEN ÇİÇEĞİ' nin ana yurdudur. Kış aylarında Kardelen Çiçeğini görmek için yerli ve yabancı turistler ilçeyi ziyaret eder.Giden Gelmez Dağları, dağ keçisi koruma ve av sahası avcıların ücretli olarak devamlı avlanacağı yer olup, Sinan hoca ve Gümüşdamla köylerinde kurulan alabalık üretme tesisleri avcıların ve turistlerin uğrak yerleri arasındadır.

Göktepe Yaylası, Çimi Yaylası, Irmak Vadisi son aylarda keşfedilen 340 metre derinliğindeki Bucakalan Mağarası, ilçe merkezindeki Ulu Camii ve Medresesi görülmeye değer diğer eserlerdir.

Elmalı: Likya bölgesi içerisinde yer alan Elmalı'nın kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Doğuda Semahöyük yakınlarında Karataş'ta, batıda Beyler Köyü yakınındaki Beyler köyünde yapılan kazılar bölgenin bronz çağından bu yana iskan edildiğini göstermektedir.



Höyükler: Şehre bağlı köylerde üç höyük bulunmaktadır. Bunlardan ilki şehrin batısındaki Müğren Köyü'ndeki höyüktür. Arkeolojik yüzey araştırmaları burada çeşitli uygarlıklara ait izler olduğunu göstermektedir. Yine batıda Semahöyük Köyü'nde bulunan ikinci höyüğün üstünde Osmanlı ve Türk mezarlığı bulunduğu için bugüne kadar araştırma yapılmamıştır. Üçüncü ve en büyük höyük ise şehrin güneyinde, Elmalı - Kaş yolu üzerinde, Beyler Köyündeki Beyler Höyüğüdür. Bu höyükte yapılan kazılarda, bronz çağından bu yana devamlı bir yerleşimin izleri görülmektedir. Kazılarda çıkarılan arkeolojik buluntular Antalya Müzesi'nde sergilenmektedir.

Tümülüsler: Şehrin doğusunda, Elmalı'ya 6 km. uzaklıktaki Bayındır Köyü yakınlarındadır. Yan yana duran birkaç tümülüsten birinde yapılan kazılarda M.Ö. 7. yy.a ait buluntulara rastlanmıştır. Antalya Müzesi'nin özel bir bölümünde sergilenen bu buluntular bölgenin bu dönemdeki yaşamından kesitler vermektedir.

Anıt Mezarlar Bilinen iki anıt mezar vardır. Bunlardan ilki Karaburun diğeri ise Kızılbel'dedir. Antalya - Elmalı yolu üzerindeki Karaburun Kral mezarı odasının duvarları av ve savaş sahnelerinden oluşan fresklerle süslüdür. Kızılbel mezar anıtı ise şehrin batısında Elmalı - Yuvayol yolu üzerindedir. Kalker bloklardan oluşmuş bir odadan ibarettir.

Define: 1984 yılında Antalya - Elmalı yol çizgisinin hemen kuzeyinde, Kral Mezarı ile Gökpınar Köyü arasında bulunmuştur. 190 adet gümüş antik sikkeden oluşan bu define antika kaçakçıları tarafından Amerika'ya kaçırılmıştır. Halen özel bir kişinin malı olarak Boston Museum Fine Arts'da bulunmaktadır. Yeryüzünün en kıymetli antik sikkesi olarak nitelenen Atina Decadrachmeleri (14 adet, her biri 600.000$) bu büyük define yer almaktadır.

Camiler: İlçede yer alan Selçuklu Camii, Kütük Camii, Sinan-ı Ümmi Camii, Ömer Paşa Camii ve Külliyesi kentin görülmeye değer eserleridir.

Korkuteli: Antalya'ya 50 km. uzaklıktadır. Korkuteli'nin 3 km batısında, bugün yalnız kapısı ayakta kalan Alaaddin Camii ve yine aynı yörede, 1319'da Hamidoğulları'ndan El Emin Sinaeddin tarafından yaptırılan ve aynı adla anılan Selçuklu Medresesi görülebilir.

Gündoğmuş: Antalya'ya 182 km. mesafedeki Gündoğmuş ilçesinde pek çok antik kent kalıntısı bulunmaktadır. Güzel Bağ Bucağı'nın kuzeyinde 7 km. mesafede ve halen kazı yapılmamış olan Ayasofya Şehri, Gündoğmuş şehir merkezinin güney-batısında ve şehre 7 km. mesafede Sumene mevkisinde, Asar Harabeleri, Senir Köyü' nün doğusunda 2 km. mesafedeki Kese Mevkiindeki harabeler, Gündoğmuş Şehir merkezinin güney-batısında ve şehre 11 km. mesafedeki Gedfi Harabeleri önemli antik kent kalıntılarıdır.

İlçe merkezindeki Cem Paşa Camii, Gündoğmuş/Pembelik Köyü arasında ilçe merkezinin doğusundaki, 15 km. mesafedeki Sinek Dağı'nın tepesindeki harabeler, Alanya/Konya Kervanyolu, Gündoğmuş/ Antalya karayolu üzerinde Taşağır mevkisinde Kazayir Şehri Harabeleri diğer görülebilecek eserlerdir.

Gazipaşa: Antalya'ya 180 km. mesafedeki Gazipaşa, 10 km. uzunluğundaki kumsalı, orman kaplı alanları, turkuaz mavisi koyları, doğal güzellikleriyle şirin bir ilçedir. İskele, Koru ve Kahyalar plajlarının bulunduğu kumsallar, Caretta Caretta kaplumbağalarının önemli bir üreme merkezidir. Bugüne kadar bakir kalmış Gazipaşa, konaklama, dinlenme tesisleri, tarih ve doğa güzellikleri, yapımı süren havaalanı ve yat limanı ile gözde bir turizm merkezi olma yolunda ilerlemektedir.

 

Antik Kentler

Antiocheia Adcragum: Gazipaşa ilçesinin doğusunda, 18 km. uzaklıktaki Güney Köy sınırları içerisindedir. Kentin adı Kommagene Kralı 4. Antiochus'dan gelmektedir. Kalesi, sütunlu cadde, agora, hamam, zafer takı, kilise, kentin nekropol alanı kalıntıları bulunmaktadır. Kentin nekropolünde bölgeye özgü beşik tonozlu, ön avlulu anıtsal mezarlar oldukça iyi korunmuştur.

Adanda-Lamos: Antik kent, Gazipaşa ilçesinin 15 km. kuzeydoğusundadır. Bugünkü Adanda köyünün 2 km. kuzeyinde, yüksek ve sarp bir dağın zirvesinde kurulmuştur. Kent surlarla çevrilidir. Kentin giriş kapısının güneyinde, büyük bir kule bulunmaktadır. Kentin diğer kalıntıları arasında doğal kayaya oyulmuş çeşme ve iki adet tapınağı sayabilir. Bu kentin nekropolünde de blok taşların oyulması ile yapılmış yekpare lahitler önemli kalıntılar arasındadır. Kalıntılar, dağlık Klikya bölgesinin kültürünü ve sanatını en iyi şekilde yansıtmaktadır.

Nephelis: Antik kente ulaşım, Gazipaşa-Anamur 12. km.'sinden sonra Muzkent Köyünün içinden geçerek güneye sapan yaklaşık 5 km. stabilize bir yol ile sağlanmaktadır. Kent, akropol ve doğu-batı boyunca uzanan kalıntılardan oluşmaktadır. Kentin ayakta kalabilmiş yapıları Orta Çağ Kalesi, Tapınak Odeon Sulama sistemi ve nekropol alanlarıdır.

Selinus: Gazipaşa Plajının bulunduğu Hacımusa Çayının güneybatısındaki yamaçlarında yer alan antik Selinus kenti, dağlık Klikya bölgesinin en önemli kentlerinden biridir. Kentin akropolü tepeye kurulmuştur. Tepe üzerindeki Orta Çağ Kalesinin sur duvarları ve kuleleri oldukça iyi korunmuştur. Akropol, içerisindeki kilise ve sarnıç günümüze kadar gelebilmiş önemli yapılardandır.Kentin diğer yapıları hamamlar, agora, İslami Yapı (Köşk), su kemerleri ve nekropol'dur. Alanya Müzesindeki ostoteklerin çoğunluğu Selinus Nekropolünden getirilmiş olup, burada ostotek atölyesinin varlığını sürdürmektedir.

Alakır Çayı ile Gavur deresinin dağlardan sürükleyip getirdiği alüvyonlu bir ovada yeralan Kumluca Finike ve Elmalı İlçeleri ile çevrelenmiştir. Kumluca sahil boyunca plajlar, konaklama tesisleri ve koylara sahiptir. Kumluca'nın 27 km. kuzeyinde yeralan Altınkaya yaylası, Alabalık üretme çiftliği, Sedir Ormanları ve bol suları olan güzel bir yayladır. Korydalla ve Olympos Antik kentleri Kumluca ilçesi sınırlarında yer almaktadır.

Alanya:

Alanya, geniş plajları, tarihi eserleri, modern otel ve motellerin sayısız balık lokantaları, kafe ve barlarıyla mükemmel bir tatil merkezidir. Gelenleri ilk karşılayan, Alanya Yarımadası'nın üzerinde bir taç gibi kurulmuş olan ve 13. yüzyıldan kalma şahane Selçuklu Kalesidir. Etkileyici kalenin yanı sıra eşi benzeri olmayan tersanesi ve anıtsal güzellikteki sekizgen Kızıl Kule görülmeye değerdir.

Limanı çevreleyen kafeler ve barlar akşam saatlerinde liman yolu boyunca el sanatları, deri, giysi, mücevherat, el çantaları ve yöreye özgü ilginç renklere bezeli su kabaklarının satıldığı butikler yer alır. Eğer mağaraları keşfetmekten hoşlanıyorsanız Damlataş Mağarası'nı gezmeniz gerekir. Mağara yakınında Etnografya Müzesi yer almaktadır. Tekneyle üç deniz mağarasına ulaşabilirsiniz: fosforlu kayalarıyla Fosforlu Mağara, korsanların kadın esirleri tuttukları Kızlar Mağarası ve Aşıklar Mağarası.

Alanya'nın 15 km. doğusunda yer alan Dim Çağı Vadisi gölgelerin serinliğinde dinlenmek için ideal bir yerdir. Tüm sahillerinden denize girilebilen Alanya tam bir güneş, deniz, kum cennetidir.

 

Fethiye Ölüdeniz

Düden Şelalesi

Kurşunlu Şelalesi

Kaya Mezarları - Myra

 



Finike: Finike, Antalya iline bağlıdır. Portakalları ile ünlü Finike tarihle, doğa ve denizin birleştiği bir turizm beldesidir. Portakalları ile tanınan kent, Limyra kenti kalıntıları ve Arykanda antik kenti kalıntıları ile ilgi görmektedir.

Kaş: Likya'nin önemli kentlerinden olan Kaş, ilçeyi çevreleyen Antik Döneme ait kentler ve tarihsel degerlerle doyumsuz kültür seyahatleri; Akdeniz'in derinlerde yarattığı heyecanlari doruklarda hissettiren sualtı dalışları; nehirlerde yapılan macera dolu 'kano turları', ekolojik uyumun keşfedildiği 'doğa yürüyüşleri'; derin ve karanlık mağaralara teknik donanımlı mağara dalışları; yüksek dağlardan turkuaz rengli suların manzarasına süzülen 'yamaç paraşütü'; Akdeniz'de değerli taşları andıran adalar ile çevreye yapılacak 'Mavi Yolculuk ve tekne turları; damak tadınıza uygun deniz ürünleri ve dağlarda yetişen kokulu otlarla tatlandırılan yöresel yemeklerden oluşan mönüsü; yüzlerce yılın mirası, el sanatlarının çeşit ve güzelliği; Kaş'ın bağlı olduğu Antalya ve ilçelerine ait turizm merkezleri ile tabiat, tarih ve kültür zenginliğini, alternatif turizm imkanları ve çevresinde yer alan turizm merkezlerinden oluşan renkli yelpazesi" ile düşsel bir mekandır.


Manavgat: Antalya İline bağlı olan Manavgat tarih ve doğanın içiçe girdiği her türlü turizm aktivitesinin yapılabildiği bir turizm merkezidir.


Serik: Antalya'nın ilçesi olan Serik, önemli Pamfilya kenti olan Aspendos'u barındırmaktadır. Günümüze kadar bozulmadan ulaşan, mükemmel akustiğe sahip Aspendos Tiyatosu, bugün önemli sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır.

Kale (Demre): Antalya, iline bağlı olan Kale Noel Baba' nın yaşadığı yer olarak önemli bir inanç turizmi beldesidir.


 

Antalya

Aspendos

Manavgat Şelalesi

Oymapınar Gölü

 

ASPENDOS – BELKIS

Antalya’nın doğusunda Serik yerleşiminin yakınındaki Eurymedon- Köprüçay ırmağının yanı başındaki 40m. yükseklikteki bir akropol tepesi üzerinde kurulmuştur. Kentin adı Luwi/Etrüsk dilinde “Asiawanda”olup, “At Ülkesi”anlamındadır. Hitit yazıtlarında, “Asitawada” olarak Ahhiyawa bölgesi sınırları içersinde sayılan kentin tarihi, M.Ö.3000 yıllarında bir Akropol kent olarak başlamıştır. Zamanla gelişerek Akropol dışına taşan kentin nüfusu M.Ö.12.yy’da Truva savaşından dönenlerle artmış ve büyümeye başlamıştır. Aspendos, milattan önceki dönemlerde ve Roma döneminde Eurymedon çayının gemi ulaşımına elverişli olması nedeniyle önemli bir ticaret kenti idi. Yörede yetiştirilen atlar, tuz ve ucuz şaraplar en önemli ihraç ürünleriydi. Zamanla ırmağın alüvyonlarla dolması nedeniyle, gemi ulaşımı imkansızlaşarak kent, denizden 6 km. iç karada kalmıştır. Aspendos antik kentinden arda kalan en önemli eser, M.Ö.2.yy’da Roma dönemi içersinde bir yarışma sonucu Mimar Zenon tarafından inşa edildiği anlaşılan 12.000 kişilik tiyatrodur. Aspendos Tiyatrosu, bugün dünyanın en iyi korunmuş ve en iyi akustiğine sahip antik tiyatrosu olarak kabul edilmiştir. Roma mimari özellikleri taşıyan tiyatroya, sahne binası ile oturma sıralarının arasında yer alan dehliz biçimindeki, sağlı sollu iki adet vomitorenlerden girilir. Toplam 41 sıradan oluşan cavealar 20. sırada bir diazoma ile ikiye ayrılmış, diazomanın üzerinde seyircilerin alışveriş yaptıkları ve güneşten korundukları magazin odaları inşa edilmiştir. Cavea sıralarının alt taraflarının oval olması ve en üstteki caveaya sahne binası yüksekliğine eş yükseklikte 40 adet kemerli galerinin ek olarak inşa edilmesi, tiyatro içindeki ses akustiğinin en iyi düzeye getirilmesini sağlamıştır. Cavea sıraları üzerindeki bazı isimlerin gravür şeklinde kazınmış olması, tiyatronun daimi müşterilerinin bulunduğunu göstermektedir. Seyirciler vomitorenlerden geçtikten sonra 24m. çapındaki orkestra alanına gelip, buralardan cavea aralarındaki 10 dik taş oyma merdivenden üst sıralara ulaşabilmekteydiler. Vomitorenler üzerinde şehir yöneticilerine ait Kral locaları bulunmaktadır. Sahne binasının iç yüzü, altta 20 korint başlıklı ve üstte 20 iyon başlıklı sütunlarla dekore edilmiş olup, bu sütunların aralarında üzerleri mermer plakalar ve işlemeli rölyeflerle bezenmiş çeşitli büyüklükte nişlerle süslenmiştir. Bu nişlerin içersinde Tanrıların ve Roma imparatorlarının heykelleri bulunmaktaydı. Sahne binasının en üstünde ise, eğlence ve şarap tanrısı Baküss’un rölyefi görülebilir. Sahne binası içerisinde çeşitli büyüklükteki odalarda, hazırlıklarını tamamlayan oyuncular ortada bir büyük ve yanlardaki 4 adet küçük kapıdan orkestra üzerine kurulu 2m. yüksekliğinde ahşap bir podyuma çıkmakta ve oyunlarını bu podyum üzerinde sergilemekteydiler. Antik dönemde tiyatro oyunları, genelde üç kişi tarafından oynanmakta olup, oyuncuların arkasında, hayvan-tanrı ve çeşitli mitolojik kahramanların maskelerine taşıyan, en fazla 20 kişiden oluşan bir koro bulunmaktaydı. Kadınların oyunlarda rol alması yasaktı. Tiyatronun ilk defa şarap ve eğlence Tanrısı Baküss adına, bağ bozumu dönemlerinde sokak şenlikleriyle ortaya çıkmış olması, kökeninde tanrısal bir tören olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, Hellenistik dönemde, tiyatro oyuncuları tanrısal bir inançla saygınlık görürlerdi. Roma döneminde ise, oyuncular küçümsenen aktristen başka birşey değillerdi. Tiyatroda oynanan ilk oyun tragedia olup, oyunlarda imparator dahil olmak üzere her kişi ve her konu kritize edilebilirdi. Oyunların bitiminde ahşap podyumdan inen oyuncular, seyircilerle karşılıklı tartışmaya başlar, kritize edilen konular üzerine dialoglar saatlerce devam ederdi. Tiyatroların antik dönemde halk tarafından büyük rağbet gördüğü ve taş ve metal marka karşılığı tiyatroya giren seyircilerin bazen bütün günlerini burada geçirdikleri de olurdu. Aspendos Tiyatrosu, Bizans döneminde gerçek tiyatro özelliğini korumuş olup, hiçbir zaman kanlı oyunların sergilendiği bir arenaya çevrilmemiştir. Geç Bizans Döneminde açık hava kilisesi olarak hizmet veren tiyatro, 12.yy’da Türklerin yöreyi zaptetmesinden sonra, yakın zamana kadar kervansaray olarak kullanılmış ve böylece günümüze sağlam olarak ulaşabilmiştir. Her yıl Antalya Müzik ve Film Festivali galası burada yapılmaktadır. Tiyatro galerisinin arkasında yükselen akropol tepesinde ortada çift sıra sütunların çevrelediği bir Agora ve bunun kuzeyinde 16m. yüksekliğinde olan, ön yüzünde 5 adet nişin yer aldığı şehir yönetimine ait bir binanın kalıntısı görülür. Binanın duvar çıkıntısı, bir çift sütunla taşınmakta olup, buranın aynı zamanda tek kurnalı bir çeşme olarakta kullanıldığı sanılmaktadır. Agoranın güney tarafında ise, dikdörtgen biçimindeki büyük yapının içinde dükkanların yer aldığı bir magazin olduğu sanılmaktadır. Bu yapının güney tarafında ise, kemer şeklinde bir dehlizin içinde atık su kanalı olduğu anlaşılmaktadır. Agoranın kuzeyindeki 2m. yüksekliğinde duvarlara sahip dörtgen yapı ise, Bizans döneminde magazin binasına ek olarak yapılmış olan Ortodoks Bazilikası olarak kullanılmıştır. Agoranın batı tarafında, arkasında galeri bulunan yan yana dizili küçük dükkanlar kompleksi ve bu dükkanların önünde sütunlar üzerinde yükselen architrav bir blokla kapalı olduğu sanılan Stoa görülür. Dükkanlar iki katlı olup, ikinci katları sütunlar taşımaktaydı. Akropolun kuzey yamacında bulunan akropol şehir kapısı ise, Roma mimari özelliği göstermektedir. Tiyatronun hemen kuzeyinde kemerler üzerine inşa edilmiş olan Stadion bulunur. Batı tarafı akropol yamacına inşa edilmiş olan stadionun doğu tarafı kemerli galeriler üzerinde yükselmektedir. 10.000 seyirci kapasiteli stadionda, Aspendos’ta yetiştirilen atların çektiği tek kişilik arabalarla yapılan yarışmaların çok popüler olduğu anlaşılmaktadır. Stadionun doğusunda içinde bir sarkopag bulunan bir mezar evi görülmektedir. Bu mezar evinden su kemerlerine doğru gidildikçe çeşitli figürlerle süslenmiş sarkopaglara rastlanır. Bunların biraz ilerisinde, üzerlerinde Luwi/Etrüsk dilinde isimlerin kazınmış olduğu ve çeşitli Anadolu çiçek motiflerinin işlenmiş olduğu mezar taşları dikkati çeker. Aspendos antik kentinin bugüne ulaşmış en önemli kalıntılarından biri de kente 25 km. uzaklıktaki Toros dağlarından ve vadilerinden kaynak suyu getiren Aquadukt/Su Kemerleri’dir. Birleşik kaplar sistemine göre çalışan bu su kanalları, düz platolarda 15m., bazı noktalarda da 30m. yüksekliğinde kemerler üzerine inşa edilmiş ve yer yer çift katlı yapılmış, dönme noktalarına da yüksek kuleler eklenmiştir. Bu su kanalları, günümüzde, dünyanın sayılı Roma dönemi su kanalları örneklerinden sayılmaktadır. Eurymedon/Köprü Çayı’nın üzerinde, Roma döneminde temeli blok taşlardan, sonrada, Selçuklular tarafından yıkık temel üzerine, sekiz sivri kemerli olarak tekrar inşa edilmiş olan bir köprü bulunur. Bu köprünün önünde M.Ö.469’da Persler, Kimon komutasındaki birlik donanmasına karşı verdikleri deniz savaşında yenilmişler ve böylece 800 kalyondan oluştuğu belirtilen birlik donanması, dünyanın ilk büyük deniz zaferini elde etmiştir. Bu zaferden sonra Persler, Anadolu’da karada yaptıkları savaşlarda da bozguna uğramış, yenilerek Anadolu’dan geri çekilmeye başlamışlardır. Bugün Çay kenarında turistik alışveriş merkezleriyle alabalık restoranları bulunmaktadır.